Evlilik, Esaret ve Aşk

Evlilik, esaret ve aşk. Birbiriyle iç içe geçmiş üç kelime. Aşk evlilikleri için bu sözüm elbet. Peki aşkla başlayan bu evlilikler nasıl oluyor da bir zaman sonra esaretin kendisine dönüşebiliyor? Bu benim yargım değil. Gerçekten bu konunun içinde yoğrulan evli insanların evliliği tasvir ederken kullandıkları bir kelime esaret. Şöyle ki:

Yaş: 46
Cinsiyet: Erkek
Medeni Durum: 12 Yıllık Evli (Öncesi de var)
Evlilik Hakkındaki Yorumu: Evlenirsen adam değilsin; sakın! Tadını çıkar özgürlüğünün.

Yaş: 45
Cinsiyet: Kadın
Medeni Durum: 22 Yıllık Evli
Evlilik Hakkındaki Yorumu: Şimdi bir bahanem ve imkanım olsun; hemen kendi hayatımı yaşamaya başlarım.

Yaş: 38
Cinsiyet: Kadın
Medeni Durum: 10 Yıllık Evli
Evlilik Hakkındaki Yorumu:Evlilik düşündüğüm gibi bir şey değilmiş; gerek yokmuş yani.

Yaş: 43
Cinsiyet: Kadın
Medeni Durum: 12 Yıllık Evli
Evlilik Hakkındaki Yorumu: Evleneceğim diye yırttım kendimi; hiç gerek yokmuş. Esaret. Sakın! Hayatını yaşıyorsun, devam et!

Yaş: 39
Cinsiyet: Kadın
Medeni Durum: 11 Yıllık Evli
Evlilik Hakkındaki Yorumu: Hiç bana göre değilmiş, hiç evlenmezsem de olurmuş.

Vaka İncelemesi

Yukarıda örneklerini sıraladığım evli arkadaşlarımızın hepsi de A, B+ kategorisine girebilecek; biri hariç üniversite mezunu, işi gücü olan ve buraya dikkat; “mutlu evlilikleri olan” insanlar. Hiçbirinin evliliğinde karı-koca arasında keskin çizgiler, sevgisizlik yani evliliği bitirmeye yetecek ya da pişmanlık duymalarına yol açabilecek nedenler yok aslında. Dışarıdan görünen manzara bu. Ve elbette ki hepsinin evliliklerinin içerisinde olumlu durumlar, bir insanla birlikte yürümenin verdiği güven duygusu, uzak kalınınca duyulan özlem duyguları da var. Yine de yorumlar az önce okuduğunuz gibi.

Peki, artık hepimiz tarafından bilinen ve çoğunlukla açık açık konuşulabilen evlilik sonrası yaşanan çeşitli olumsuzluklar varken; evlilik öncesi çiftler arasında yaşanan o heyecan, aşk ve romantizm rüzgarlarının estiği günler neden hızla geride bırakılarak ısrarla evliliğe geçilmek isteniyor? Neden bir kadının sevdiği adamdan aldığı evlilik teklifi hayatının en özel anı oluyor? Evlilikle geldiği düşünülen statü durumu mu? Çocuk sahibi olma isteği mi? Yoksa birinin gerçek sahibi olma isteği mi? Belki de yalnız kalma korkusu? Bir çok sebebi var sanırım. Bu cevaplara tek başıma ve hızlı bir biçimde ulaşabilmem mümkün değil. Araştırmak, dinlemek, düşünmek lazım.

Muhtemel Sebepler

Yazının başında sorduğum soruya geri dönecek olursak; ne oluyor da bazı evliliklerin baş kahramanları bu yaşamı geride bırakma isteğiyle dürtülüyorlar kendi içlerinde? Bu işin içinde olanlar, sebeplerden birinin, evlilik cüzdanının verdiği “kendinden emin olma” halinin istemsizce de olsa kişilerin davranışlarında zaman içinde bir özensizliğe sebep olduğunu söylüyorlar. Bu arada yaşanan meseleler ile ilgili anında konuşulup bir çözüme varılmaz ve üzeri örtülerek yola devam edilirse; bu özensizlikler minik minik kalp kırıklıklarına, sonra da birikimle gelen büyük patlamalara sebep olabiliyor.

Evlilik kurumunun vazgeçilmez üyeleri –Allah başımızdan eksik etmesin– ailelerin de işin içine girmesiyle ilişki büyük ölçüde şekil değiştiriyor. Üstüne bir de; varlığının hissettirdiği mutluluk başka hiçbir şeyle ölçülemeyecek bir bebek katıldı mı evliliğe, çiftler farkında olmadan aşk, tutku, romantizm steplerini en azından bir süreliğine geride bırakıyorlar.

En Riskli Zamanlar

Yaşanan bu değişiklikler, yenilikler iki kişiyi birbirine kenetleyebilir de ilişkilerinde tamir edilemez yaralar da açabilir. Bu dönemeci geçebilmek için gözlemlediğim kadarıyla iki tane anahtar kelime var. Birincisi saygı, ikincisi de sevgi. Bu iki duyguyu canlı tutmayı başarabilen çiftler arada ufak tefek sarsıntılar yaşasalar da bir süre sonra evliliklerini iki tarafı da mutlu edebilecek bir dengeye getirip yollarına devam edebiliyorlar. Fakat eve girerken egonun kapının dışında bırakılmadığı ilişkilerde zaman içinde oluşan güç savaşları ve sen/ben dolu konuşmalar saygıyı da sevgiyi de ezip geçiyor.

İşte esaret bence o zaman başlıyor. Saygı, sevgi ve/veya hiçbir paylaşım olmadan sırf görüntü olsun, dostlar alışverişte görsün diye devam eden evlilikler. “İdare ediyoruz”larla geçen yıllar. Kendilerine hayatın içinde ikinci şansı vermeyen taraflar. İkinci şansı evlilikleri devam ederken eş zamanlı yaşamayı tercih eden taraflar. Yargılamıyorum, asla. Çok kişisel durumlar ve tercihler bunlar. Sadece hayatlarını bu denli zorlaştıran ve yürümeyen bu düzenden çıkacak gücü ve cesareti bulamıyor olmaları üzücü.

Peki Aşksız Evlilik Olur mu?

Evlilik devam ederken aşk evrilecek, sevgiye, saygıya, şefkate dönecek. Artık bunu öğrendik. Ama bence yine de illa ki evlilik yapılacaksa yola çıkıldığı noktada aşk olsun, evet. Yarın bir gün “Nasıl başladınız?” diye soranlara; “Aşk evliliği yaptık biz,” denilebilsin. Kalbimden geçen bu:)

En derin sevgilerimle…

Seda Çağlayan

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s