Başarı

Başarı. Ne sihirli, ne çekici kelime değil mi? Hiçbirimizin hayır diyemeyeceği bir nitelendirme sanırım. Ayrıştığımız nokta başarılı olarak nitelendirmek ya da nitelendirilmek değil ama başarıyı nasıl nitelediğimiz olabilir.

Farkı, kendisi

Bir kız tanıyorum. 2006 yılında tanıştık. Aynı ajansta çalışıyorduk. Ben müşteri tarafındaydım, o ise yazardı. Ne kadar çalıştık, zamanı tam olarak kestiremiyorum. 2 sene kadar sanırım. Bodrumluydu arkadaşım. Has be has Bodrumlu olup da Bodrum’da yaşamayı tercih etmemiş kişilerdendi. Ortaokul bahanesiyle önce İzmir’e sonra da üniversite için İstanbul’a gelmişti; bitirmiş, yüksek lisansını yapmış sonra da iş hayatına girmişti.

İşte tam o ara tanıştık. Çok güzel bir kızdı. Gerçekten. Hala çok güzel ve bence ölene kadar hep çok güzel olacak. Bir de değişik bir yaradılışı vardı. Kimimizin iş yüzünden, kimimizin sırf nezaketten itiraz etmediği şeylere kolayca hayır diyebilir, karşı çıkabilir, yumruğunu masaya vurabilirdi. Ajansla yollarını da tam olarak böyle ayırdı zaten. Hem de herkesle dost kalarak bunu yapmayı başardı.

Değişik meziyetler. Zira, kendisi hayatımda gördüğüm en kibar insanlardan biri. Kavgalarını da bu şekilde verdiği için masaya vurduğu yumruk da birçoğumuzun vurduğu gibi olmadı. Sonuçta prensipleri, inançları, doğruları vardı ve bunların dışına iş yüzünden bile çıkamazdı. Çıkmadı.

Rengarenk

Ajanstan ayrıldıktan sonra farklı ajanslarda, sanata olan sevgisi ve yüksek lisansı ile bağlantılı olarak sanat galerilerinde, Türk sanatçılarla yerel ve uluslararası projelerde çalıştı. Yaratıcı, emek isteyen, farklı ve zor; kimimizin çekimser yaklaşacağı birçok işe/olaya balıklama atladı. Türkiye, Van felaketini yaşadıktan hemen sonra enkaz kaldırmaya gidenlerden biriydi. Çok karşı çıkmıştık endişelendiğimiz için; elbette ki dinlemedi, bastı gitti. Şimdi düşünüyorum, aslında iyi ki gitti.

İlham hiç umulmadık yerde geldi!

İstanbul onun eviydi. Doğduğu yer başkaydı ama evi burasıydı. Bu şehri çok seviyordu. Sokaklarını, galerilerini, barlarını, bakkallarını, kedilerini… Sonra bir gün kendisi için zor ama gerekli bir karar verdi. Bir müddet Bodrum’da yaşayacaktı. Çok uğraştık o zaman da onu caydırmak için. Onsuz kalmak hiçbirimizin istediği bir şey değildi, ayrıca bu şehri bu kadar severken buradan uzakta mutsuz olacağına inanıyorduk. Elbette yine dinlemedi ve bastı gitti.

Bir gün bunu söyleyeceğimi hiç ama hiç tahmin etmezdim ama iyi ki de gitti. Çünkü orada bir şey oldu. Kendiliğinden. Yavaş yavaş. Eline aldığı küçük kağıtların üzerine çizmeye başladı önce. Ama öyle arada sırada değil. Durmaksızın, aralıksız, sürekli! Sonra kağıtların ebatları büyüdü. Ardından yavaş yavaş kullanmaya başladığı kalemlere yenileri eklendi. Kalemler yetmeyince fırçalara, kağıtlar yetmeyince kumaşlara sıçradı çizgileri. Yaptığı her şeyi çılgınca beğeniyordum. Kankitom gözümün önünde filizleniyordu. Hiç istemeden gönderdiğimiz Bodrum, ona olan borcunu içine ektiği ilham tohumlarıyla ödüyordu.

İyi ki doğdun Neohomosapien Illustrations

Başarısının fark edilmesi uzun sürmedi. Başladıktan kısa bir süre sonra 2016’da yarattığı Neohomosapien Illustrations markası için tasarladığı logo ile ödül aldı ve 2016’dan beri durmaksızın “insan” odaklı resim ve illüstrasyonları objelere dönüştürerek çoğaltıyor.

Orijinal eserlerinin dışında çizgileri posterlerin, metal duvar panolarının, takıların, kadehlerin, neonların, yastıkların üzerinde can buluyor.

Tahmin edersiniz ki benim evimin her köşesinde birbirinden farklı ve özel işleri var. Onlarla yaşamayı çok seviyorum.

Başarı neydi?

Başarıyı suya benzetiyorum. Bir kez kendine gidecek yol buldu mu önünde duramıyorsunuz. Artarak devam ediyor. Ekin, bize yaptığı bu kadar güzel şeyden sonra şimdi de insanlar kendi kendilerine yapabilsin, yaptıkça mutlu olsun, kendi evlerine kendi yaptıkları eserleri asabilsinler diye workshoplar yapıyor. Haftada birkaç gün bir yerlerde. Şu ara şehir şehir geziyor. Takip edemiyorum onu artık. Mutluluk verici, hem de çok.

Ekin’in bana yaşattığı gurur ve sevinç bir yanda dursun, kendi yarattığı ve sermayesi sadece kendi birikimi, yeteneği, ilhamı olan Neohomosapien, Ekin’i İstanbul’a geri getiriyor.

Bu artık bir zorunluluk çünkü bunca işi Bodrum’dan yönetmek mümkün olmuyor. Bu da Neohomosapien’in bana geçtiği en büyük kıyak. Kankitom geri geliyor. Sevinçten deliriyorum.

Evet, ne demiştik en başta?
Başarı neydi?
Kime göre, neye göre ölçülüyordu?

Benim başarı kriterim bu işte; ne olursa olsun kendi doğrularından, arzularından vazgeçmeden aynı tutkuyla direnerek bir gün “o doğru şey”i bulup çıkarmak.

Yapabilmek.

Sürdürebilmek ve sürdürürken çılgınca mutlu olmak, tatmin olmak, hayalini yaşamak. Çünkü hayat tersi için çok kısa.

Ve Ekin bunu başardı.
Alın size bir başarı hikayesi!

Bu yazıyı yazdığımdan haberi yok.

Yazarken arada onu aradım emin olamadığım bir bilgiyi ağzından alabilmek için. Sonra laf lafı açtı ve sohbet arasında bana yazının kapanış cümlesini verdi:

Ben Ekin Anıl. Neyi neden yaptığım asla belli olmaz!

Ekin Anıl, seni çok seviyorum. Yolun hep açık olsun canım kankitom.

Evine hoş geldin!

Seda Çağlayan

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s