Geri Dönüşümlü Satırlar

Gazete haber yapmış; neymiş efendim Yılmaz Özdil yeni yazı yazmak yerine eski yazılarını kopyala yapıştır yaparak yeniden yayınlıyormuş. Eee, yani?

Biraz empati lütfen

Burada adı geçen kişinin, görüşünün, ne yazdığının hiçbir önemi yok. Herhangi bir konuda yazan herhangi bir yazardan da bahsediyor olabiliriz. İcabında pembe dizi yazarı da olabilir. Ya da yeni başlayan bir blogger ya da Nobel ödüllü bir yazar da olabilir. Önemli olan yazma eylemine gönül verip kendine iş edinmiş olması. Böyle zor, insana kendini zaman zaman kitleler önünde çıplak hissettiren, çoğu zaman pek para da kazandırmayan bu işi kendine vazife edinmiş olması. Yazmaya gönül vermeyi kolay mı zannediyorlar acaba? Bir de bunu haber yapıyorlar. Üstelik bir gazetede yapıyorlar yani hesapta yazmanın nasıl bir şey olduğunu bilen diğer bir yazabilen insan yapıyor. Sıfır empati.

Yazan kişinin motivasyonu: Sanki ben yazmışım gibi

Yazanlar bilir, yazmayanlara izah etmeye çalışayım. Yazan insan yazdığı her bir satırı okuyucunun önüne sunmadan önce defalarca okur. Defalarca. Bazen bir satırda kitlenir kalır, üzerinde saatlerce dolanır. Doğruyu bulup “Tamam şimdi oldu” diyene kadar. Sonra allar pullar, paketler, okuyucusuna hediye eder. Ondan sonra başlar bir yürek çarpıntısı. Çünkü her ne kadar yalnız kendi okuyacakmış gibi yazmış olsa da her kulda olduğu gibi yazar/yazan insanda da bir onaylanma ihtiyacı vardır.

Beğenilecek mi, insanlarda iz bırakacak mı, birinin kalbine, duygusuna dokunacak mı, biri onu okurken “sanki ben yazmışım” diye düşünecek mi? Ağzını açıp annesinden yemek bekleyen yavru kuş gibi bu soruların cevabını bekler yazısı okuyucuyla buluştuktan sonra. Bazen bir köşe yazısı, bazen bir roman, bazen hikaye… Başlarda da söylediğim gibi, gönül vermeden yapılamayacak yazma eyleminin en büyük motivasyonu okuyucudan gelen ve yazan kişinin beklentisini karşılayan övgü, beğeni dolu bir kaç küçük sözcüktür.

Geri dönüşümlü satırlar

İş böyleyken yazan kişi, yazdığı, üzerinde saatlerce, günlerce bazen aylarca çalıştığı eserinin bir çırpıda okunup bitirilmesine/tüketilmesine içten içe hayıflanır. İster ki zamanla büyüyen bir çiçek gibi o satırlar da yaşasın, her okuduğunda biraz daha boy atsın, serpilsin, kulaktan kulağa, artık günümüzde link olarak elden ele dolaşsın. Bu yüzden de zaman zaman yazdığı yazılardan/eserlerden bazı cümleleri, paragrafları bambaşka bir şey anlatırken yeniden kullanabilir. Canı istiyorsa aynı yazıyı yeniden de yayınlayabilir. Kendi yazdığı, başkasından çalıp çırpmadığı müddetçe buna da kimse karışamaz. Bence.

İnce Mevzu’da turlayalım

Bugüne kadar hiçbir yazımın tümünü tekrar yayınlamamış olsam da geçmişte kaldıkları için içime dert olan onlarcası varken ben farklı şekilde düşünüp, hissedemiyorum. Dolayısıyla dokundu bana yapılan bu eleştiri, bence haksız eleştiri. Şahsi ama aslında tüm yazanların ortak derdi olduğunu düşündüğüm için bu hafta bu konuyu kaleme almak istedim.

Şimdi tüm bunların üzerine İnce Mevzu’da şöyle bir dolaşıp bu heyecanlı yazarınızı biraz yatıştırabilirsiniz belki.

En derin sevgilerimle,

Seda Çağlayan

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s