Söylenme

Aşağıda yazılanları hiç hissedemeyecek olanlarınız olacak. Bir de çok derinden hissedecek olanlarınız. Hanginiz için üzülmem gerektiği konusunda kafam karışıyor.

Aşksız

Hiç hissetmeyecek olanlardan isen; aşkı hiç tanımamış, beraberinde getirdiği insanı icabında vezir ama en olmadık zamanda rezil edebilen duyguları da yaşamadın demektir. Sakin sakin yaşadın durdun. Düz çizgi. Belki senin tercihindi, belki de birileri senin kaderini böyle çizdi.

Aşklı

Derinden hissedecek olanlardan isen; kimselere aldırmadan, en efesinden aşkın üzerine yürümüş, ondan gelene her türlü kabulü vermiş olanlardansın demektir. Bir nevi uzaylı gibi bir şey. Ya da en yakın ihtimalle nesli tükenen, ağzından ateş saçan o ejderhasın sen. Günümüzde artık pek de rastlanmayan, hasreti çekilen, özlenen “gerçek aşıksın” demektir.

Nasıl üzülürüm başına gelenlere? O gelen her “şey” içinin en derini. Üzülemem, kusura bakma. Ayrıca beni anlayacak birilerine de ihtiyacım da var sonuçta.

Eğer her iki taraf da hazırsa başlayalım.

Belki okurken kendisiyle karşılaşanlar ya da bulunduğu yerden kalkıp o düz çizgiyi hareklendirmek isteyenler olur hem. Sonra sizinle de konuşuruz.

Söylenme

Ellerim cebimde, başım önümde, dünya ne umurumda.
Yıllarca, yürüdüm yürüdüm durdum.
Bir soluklansam diye, bir ara durdum.
Altı üstü bir nefes alacaktım.
Kafamı kaldırdığım yerdeydin,
kalan o son nefesimi seve seve sana verdim.

Ellerimi cebimden çıkardım,
elinin içine koydum,
parmaklarımı kilitledim.
Aklımda dans eden yüzlerce kelimenin içinden
en güzellerini sana seçtim,
yan yana koydum;
üzerlerinde dünyayı defalarca dolaştım.
Yeryüzünde cennet nasıl yaşanır gördüm.
Her kelime aşkın can suyu,
ben de kocaman bir orman oldum.

Artık ne yer ayağımın altında,
ne de sevda kuşun kanadında,
Ayaklarım yerden kesik,
sevda benim şah damarımda.
Ağzımdan çıkanın hesabı şaştı,
Özgürlük diye yalvarmaktan canım çıktı.

Özgürlük sensin, özgürlük benim,
Özgürlük aşk diye diye ayıbın yolu şaştı.

Yılmak, vazgeçmek derinimde yok.
İnadına inadına yürüdüm,
yetmedi kaderin üzerine koştum.
O kafayla düştüm, kalktım.
Kendimle harp ettim ve elbette kaybettim.
Hem seninle hem benimle kırılanı alıp,
avucumun içinde “geçer” diyerek öptüm, kandırdım.

Israrla çektim durdum aramızdaki ipi.
Sonra bir gün bıraktım.
İçinden geçenleri duyabilmem için telefona ihtiyacım yoktu,
hiç açmadım.
Aylarca ayaklarımın dibinde yatan ipe baktım.
O kadar kırıkken eğilip alamadım.
Zamanla kırıklarım iyileşir sandım.
Baktım olmuyor altın tozuna buladım,
Buladığım yerden yine kendim onardım
Ve öyle bir an geldi ki,
Ben seni kendine bıraktım.

En derin sevgilerimle,
Seda Çağlayan

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s